Havası, Suyu, İklimi, Ülke Sınırları, Teknik olanakları ve Yaşam unsurları her geçen gün değişen bir dünyada 1980 askeri müdahalesinin sonucu ortaya çıkan ve halkın % 98’i tarafından kabul oyu görerek yürürlüğe giren bir Anayasa ile yönetilen Türkiye’de mevcut Anayasasının günümüz koşullarına uyarlanması gereksinimi her kesim tarafından kabul gören bir gerçek. Düşünün, bir pantalon alıyorsunuz, bedeninize tam olarak oturuyor, ama altı ay sonra ya kilo alıyor, yada kilo veriyorsunuz, boyunuz uzuyor ve aldığınız pantalon artık bedeninizle olan uyumunu kaybediyor. 1982 yılında yürürlüğe giren Türkiye Cumhuriyeti Anayasasıda aynı pantalonunuzun durumunda. Çağdaş ve Modern Türkiye Cumhuriyetinin demokratikleşme sürecine ve günümüz koşullarına uyum sağlayamayan 30 yıla yakın yaşı bulunan Anayasamızın tamamının değiştirilmesi artık bir zorunluluk haline gelmiş durumda. 1982 yılından bu yana ülkenin idaresnde söz sahibi olmuş tüm hükümetler, ister siyasi ideolojilerine, ister kendilerinin içinde bulunduğu duruma veya gelecekte düşecekleri pozisyonlara göre Anayasamızın bazı maddelerinde değişiklikler yapmış. İşin aslına bakıldığında Anayasamız üzerinde yapılan yüzlerce maddeyi kapsayan bu değişikliklerin, geçici maddelerin bir çoğunun sokaktaki vatandaşımızla yakından uzaktan ilgisi yok. Siyasi iktidarlarımız maalesef yıllardır bu ülkeyi hiçlerin içne itmekten başka bir şey yapmış görünmüyor. Demokratik ve bağımsız olarak kabul edilen Yüce Ulusumuz siyasi iktidarların yanlış hesapları ve beceriksizlikleri sonucunda bu günki içler açısı haline düşürülmüş. 12 Eylül 1980 yılında Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanlarının ülke idaresine el koydukları dönemden bu yana gelen tüm siyasi ktidarlar günü geçiştiren işlere imza atmışlar. Hiçbiri Ebedi Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün nutkunda ve gençliğin hitabesinde ne demek istediğini anlayamamış, yasaların ve hukukun izin verdiği ölçülerde bir devlet politikasının sahibi yapamamışlar ülkemizi. Gelen her iktidar, 5 - 10 yıllık kalkınma planları, ekonomik istikrar paketleri hazırlamış ve uygulamaya koymuşlar, yerleri değişince yeni gelenler her işi sil baştan yapmışlar. Devlet politikalarının inşa edilmemiş olması Türkiye Cumhuriyetini bir bakıma hedefsiz ve gayesiz bırakmış. bunun devamında da ülkede başta eğitim ve sağlık alanında yaşanan sıkıntıların yanısıra istikrarsızlık ve güvensizlik ortamı oluşmuş. Geçmişi 100 yıla yaklaşan Cumhuriyet döneminde ve geçmişi 60 yıla kayanan çok partili sistemde bir elin parmakları kadar sayılabilecek siyasal oluşum halkın teveccühü ile tek başına iktidar olma fırsatını ele geçirmiş. Bu halk desteğine rağmen ülkenin varlığının temeli olan bazı hassas konular her fırsatta ortaya çıkarılmış, yaralar kaşınmış ve istikrar zarar görmüş. Alevi - Sünni kavgası, Kürt - Türk ayrımcılığı, Sağ- sol ideoloji savaşları yapay gündemlerle ortaya çıkarılmış ve ülkenin büyümesi, gelişmesi, üretmesi ve dünya ülkeleri arasına giren bir millet olmasına izin verilmemiştir. Bu işin tezgahtarlarına maşalık eden siyasi kadrolar ise yurt içinde gerçekleştirdikleri ince ayarlarla ülkenin arzu edilmeyen yönlere kaymasına neden olmuştur. 12 Eylül 1980 yılında gerçekleşen askeri ihtilal bunların bir sonucudur. İnsanların sokaklarda birbirini katlettiği günleri unutanlar bugün bilirkişi olarak tv kanallarında ahkam kesmekte yüzleri hiç kızarmadan demogoji yapmaktadır. Asala isimli ermeni terör örgütünün Türkiye’de taşeronluğunu yapan isimler bugün ülkenin en önemli iş adamları haline gelmiştir. Asala’yı bitirmek için Devletin özel insanlardan oluşturduğu birimler, büyük bir başarıya imza atmış, fakat akabinde devletin kendilerine tanıdığı imtiyazları ve güçleri iade etmeyerek, kendi imparatorluklarını kurmaya yeltenmiştir. Askerin postal sesleri ülkemizin tüm insanlarınca hafızalarda kalmıştır. Nedenini bilmeden beyinleri yıkanmışcasına birbirlerine silah sıkan ideolojik güçlerin bugünki akılları ne diyor bilmek isterim. Asker 12 Eylül’de görevini yerine getirmiştir. Yaklaşık 3 yıl sonrada görevi yine siyasi kadrolara teslim etmiştir. Elbette askeri müdahalede istem dışı, insanlık dışı olaylar cereyan etmiştir. Bu suçlar aradan geçen 27 senede cezasız bırakılmıştır. Askeri darbe girişimini planlayan ve hayata geçirenlerin bir çoğu şu anda hayatta değildir. Hayatta olanların ise artık yaş hadlerini çoktan aşılmıştır. 12 Eylül darbesinde insanlık dışı uygulamalar sergileyenlerin cezalandırılması için zaman artık çoktan geçmiştir. Önemli bir konuda askeri devletin yönetimine müdahale edecek duruma kadar getiren siyasi kadroların acz içine düşmeleridir. Vatandaşının bir hiç uğruna sokak ortasında birbirini vurmasına öldürmesine seyirci kalan ve ülkeyi bu duruma sokabilecek kadar kabiliyet yoksunu siyasi kadrolardır. Darbecilerde yaptıkları müdahale sonrasında 3 yıllık dönem içinde yaşanan insanlık dışı uygulamalardan ötürü suçludur. Türkiye 28 yıldır bu darbenin ürünü olan anayasa ile yönetilmektedir. Anayasamızın bir çok maddesi geçici maddeler ve kararnameler ile yamalı bir boğça haline getirilmiştir. Bu anayasa muhakkakki günümüz koşullarına uyumlu ve daha demokratik bir hale getirilmelidir. bu konuda fikir birliği içinde olan ve bu devletin yetiştirdiği hukuk adamları oturmalı, tartışmalı ve yepyeni, Türkiye’nin yaşam koşullarına, Dünya gerçeklerine ve ülkemizin hedeflerine uygun bir anayasayı yazmalıdır. Türkiye’de aklınıza gelen her konuda ehil olan isimler hep ayrı tezler ve doğrulara sahiptir. Deprem konusunda, ekonomi hakkında ve hatta futbol hakkında. Kimse bir diğerinin dediğine doğru demez. Bu nedenle Türkiye yıllardır anayasa konusunda tek bir arpa boyu kadar yol alamamıştır.İşte bu nedenledirki tarihi bir an olan 12 Eylül'e kadar referandum ve Türkiye gerçeklerini sizlerle paylaşacagım.
Devamı gelecek yazımızda...
Cebiniz, Gönlünüz ve Beyniniz hep dolu olsun |